Üniversitemizin Tarih Bölümü’nün bir mezunu olarak geriye dönüp baktığımda, kazandığım en önemli şeyin yalnızca geçmişte yaşanan olayları değil aynı zamanda günümüz dünyasında yaşanan gelişmeleri de analiz etme ve yorumlama becerisi olduğunu söyleyebilirim. Tarihi sadece tozlu belgelerden ibaret görmeyip; sosyolojinin analitik derinliği, materyalist bakış açısı ve felsefenin sorgulayıcı gücüyle harmanlayan disiplinlerarası bir eğitim anlayışı, bana bir olayı değerlendirirken "ne zaman" sorusundan ziyade "neden" ve "nasıl" sorularını sormayı, yani doğru sorular sormayı gösterdi. Bu geniş bakış açısı, bugün profesyonel iş hayatının her alanında ihtiyaç duyulan analitik düşünme becerisinin mihenk taşını oluşturuyor.
Bununla birlikte, aldığım eğitimin geleceğine dair bir vizyon paylaşmanın da bir mezuniyet borcu olduğuna inanıyorum. Günümüzde bilgiye ulaşmak artık çok kolay; asıl mesele bu bilgiyi nasıl işleyip yorumlayacağımızdır. Bu noktada, tarih eğitiminin sadece kronolojik olay anlatılarıyla sınırlı kalmaması; yöntem, metodoloji ve tarih felsefesi gibi alanların müfredatta çok daha ağırlıklı bir yer tutması gerektiğini düşünüyorum. Bizleri gerçek birer tarihçi kılacak olan unsur, ezberlenmiş savaş tarihleri değil; bilginin nasıl inşa edildiğini sorgulayan metodolojik bir şuur ve olayların altındaki sorgulayıcı altyapıyı görebilen bir analiz yeteneğidir. Bizlere sadece bir diploma değil, yaşanan gelişmeleri derinlikli algılayabilme becerileri kazandıran tüm hocalarıma teşekkür ediyor, tarih disiplininin yöntem, felsefe ve dijitalleşmeyle dolu bir gelecek diliyorum.
